Archive for the 'ALBÜM İNCELEMESİ' Category

For My Pain.FALLEN (inceleme)

Pazar, Ekim 25th, 2009

For My Pain, 1999 yilinin sonbaharinda Eternal Tears Of Sorrow grubundan Altti Veteläinen ve Petri Sankala’nin yeni bir Gothic grup kurma istegiyle olusan bir gruptur. Altti Veteläinen ve Petri Sankala gruba uygun elemanlarin kim olduklarina karar vermistir ve eski arkadaslari, Nightwish grubundan Tuomas Holopainen ve Emblaze/Maple Cross gruplarindan Lauri Tuohimaa’yi uygun görmüstür.

Bu iki isim kendilerine gelen teklifi geri çevirmeden yeni bir Gothic grubun olusumuna sicak bakmislardir. Fakat malesef For My Pain elemanlari asil ait olduklari gruplarla son derece mesgul oldugu için For My Pain çalismalari ileriye ertelenmistir.

Bir kaç sene sonra Altti ve Petri For My Pain ile ilgilenmenin zamani geldigine karar vermistir. Artik For My Pain çalismalarina baslamanin en uygun zamanidir çünkü Eternal Tears Of Sorrow bir ara vermistir ve Nightwish grubundan Tarja’nin Almanyadaki isleri yüzünden Nightwish’te duraksama yasanmistir.

Ama For My Pain’de hala bir gitarist ve vokalist açigi vardir bu nedenle eski Eternal Tears Of Sorrow elemani Olli – Pekka Törrö ve Reflexion grubundan Juha Klymneän’dan gruba dahil olmalari istenmistir.

Ve sonunda 2001 yilinin baharinda grup tüm hazirliklardan sonra stüdyoya girmeye hazir hale gelmistir. Çikis albümleri “Fallen” Finlandiyanin en popüler metal stüdyosu olan Tico Tico stüdyolarinda Ahti Kortelainen tarafindan kaydedilmistir. Albümün Miksaji Subat 2002’de Mikko Karmila tarafindan Finnvox stüdyolarinda yapilmistir.

Albümün kapagini genelde her albüm kapaginin yapiminda ismi geçen (Opeth,Katatonia,King Diamond vs ) Travis Smith tasarlamistir. Ve kapak siradan goth albüm kapaklarindan farklidir.
Fallen albümü 10 sarkidan olusan, içindeki melodilerde melankoli barindiran Gothic / Atmosferik metal albümüdür.

Herkezin mutlaka Arşivide Yer alması Gereken Sağlam Çalışmlar Arasında Fallen Albümü.

Bu yazı toplamda 244, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Tiamat - Wildhoney (inceleme)

Perşembe, Mart 19th, 2009

Tiamat‘in bariz bir bicimde Pink Floyd‘dan etkilenerek urettigi e$siz albumu.

Neyle alakali bilmiyorum ama, “kendini tekrar etmeyen muzisyen/ekip”, diger(ler)inden hep bir adim onde gibi gelmi$tir bana. hani, gavurun “progressive” diye isimlendirdigi mefhum benim icin mertebe ustune mertebelik… yillar evvel de boyleydi, $imdi de boyle. bundan sonra da boyle olacagini du$unmek buyuk lokma yutmakla e$ deger olmasa gerek…

Tiamat = Johan Edlund denkleminin itiraz edilemez bir noktaya ula$tigi yerde wildhoney albumunu goruyoruz. nasil bir ruh haliyle, hangi ko$ullarda uretildigine dair hic bir fikrim yok. roportaj yalancisi olmakla beraber vakt-i zamaninda okuduguma gore oldukca “herbal” bir donem imi$ bu surec, en azindan johan icin. albumun genel konseptiyle ortu$en bu fikre inanmak istiyorum. $arki sozlerinde bortu bocekten, saf a$ktan ve doga ana‘dan bahsederken bunu destekleyen efekt ve ses unsurlari konsepti tamamlayan en kilit noktalar. tarz degi$imi surecindeki en keskin viraj da bu albumle kol kola… gerci, efsanevi “clouds” albumu siradaki plagin nasil bir $ey olacagi hakkinda az cok sinyaller veriyordu ama grubun o donemki $irketi olan century media bile boylesine bir ba$ariyi beklemiyordu sanirim… 30 kasim 1993′te yayinlanan wildhoney, ilgili $irket icin de bir donum noktasidir, evet. bu, underground bir album ve $irket icin inanilmaz bir ba$aridir. century media o yillarda got kadar bir ofisten albumleri finanse ederken, $u anda bulundugu nokta ortada…

Wildhoney, uzerinde fazlaca teknik konu$mak istemedigim, benim icin her zaman gecmi$imdeki girdapli ve karma$ik donemlere atifta bulunan, cok kiymetli bir album. hic bir zaman bir tarza sokamadigim, cogunun gothic ve hatta doom olarak adlandirarak buyuk hata yaptigi tiamat‘in gene en “amorf” albumu kanimca… o’nu her zaman bir butun olarak degerlendirip, oylece sundum kulaklarimin acligina.

Hissettirdiklerini hissedebilen herkese selam olsun.”

Yukarıdaki yazı ekşisözlükten alıntıdır. Bu güzel albüm için hangi kelamı edeceğimi düşündüğüm sırada rastladığım bu güzel inceleme yazısının üstüne söylenecek başka bir söz olamaz diye düşündüm. ssg’ ye ve yazının sahibi magick isimli yazara da buradan slm ederim (:

Evet yazarın da değindiği gibi albumun Johan Edlund’ un aşk hayatıyla ilgili çalkantılı bir döneme denk geldiği ile ilgili dedikodular dolaşmakta. Zaten albümdeki hissiyat ve liriklerin içeriği de bunun böyle olduğunu ispatlar nitelikte.. Ayrıca Tiamat’ ın sürekli vurgulamaktan hiç kaçınmadığı naturalist yanı ve doğa sevgisi de başka hiç bir albümünde bukadar açığa çıkmamıştı. Tiamat’ ın kanımca Deeper Kind Of Slumber ile birlikte en güzel albümüdür. Albümden favori şarkı belirtmek gerekirse tabi ki hiç düşünmeden ”Gaia” ve ”The Ar” derim. Dinleyiniz, dinletiniz..

istenmeyen tuy

Tiamat-Gaia

Bu yazı toplamda 384, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Enslaved-Vertebrae (2008) Albüm İncelemesi

Cuma, Eylül 26th, 2008

    Norveç‘ in en bilinenen ve extreme metal topluluklarından biri olmasının yanında Enslaved, ”Vertebrae” albümüyle progresif metal adına kuzey folklorik öğelerini kullanarak güzel örnekler vermeye devam ediyor. Pink Floyd‘vari progresif etkileri müziğiyle harika bir şekilde harmanlayarak yollarına devam ediyorlar.

     Enslaved 90′ lı yılların başlarında Viking temalı black metal müzik üzerine yoğunlaşmış ve bu formuyla da küçümsenemeyecek bir hayran kitlesine sahip olmuştu. Enslaved yıllar geçtikçe bu eğiliminden vaz geçerek black metal köklerini yeni müzik stilleri ile kombine ederek çok farklı türlere doğru yönelmeye başladı. Örneğin ”isa” albümü Enslaved’ in gelecekte yapacağı müziğin içinde yoğun clean vokal passajları olacağı ve daha melodik müzik yapacağına dair örnekler vardı. Belirtmeden geçmemek gerekir ki Ensalved’ in çekirdek fanları bu değişimden hiç memnun kalmamış ve bir çoğu grupla olan bağları koparmıştı. Ancak alışık olunmayan şekilde İsa albümü ile gelen değişim grubun yeni dinleyiciler tarafından çok pozitif eleştriler almasına ve İsa albümünün Grammy ile ödüllendirilmesine kadar uzandı. İsa’ nın ardından gelen ”Ruun” albümü İsa’ nın progresif lezzetini bir kademe daha yukarı çekmesinin bir kanıtıydı ve grubun artık ne yapmak istediği oldukça netleşmişti.

    Vertebrae, grubun 10. stüdyo albümü olmakla birlikte hiç çekinmeden söyleyebilirim ki aynı zamanda grubun en progresif en az black metal etkileri taşıyan albümü olma özelliğini taşıyor. Sakın yanlış anlaşılmasın Grutle halen önceki albümlerde olduğu gibi boğaz yırtıcı vokal tekniklerini bu albümde de kullanıyor. Ancak diğerlerinden farklı olarak grubun bu albümde daha ziyade enstrumantal pasajlara ve melodi yoğunluğuna odaklandığı rahatça görülmekte. Clean vokal ve klavyeyi üstlenen Herbrand Larsen’ in bu albüme katkısı inanılmaz. Tınıları Pink Floyd’ un phsychedelic çizgilerini anımsatıyor. Vokal tekniği ise müziğin atmosferi ile büyük uyum sağlıyor.

    Grubu önceden de takip eden bir çok dinleyici Vertebrae ile Enslaved’ in önceki sertliğinden pek çok şey kaybettiğini düşünebilir ancak şurası açık ki Enslaved ”İsa” ve ”Ruun” ile açtığı yola ara vermeden ve bayrağı daha da ileriye taşıyarak devam ediyor.

    Güçlü albümler güçlü prodüksiyonlar gerektirir. Enslaved de böyle düşünüyor olmalı ki Vertebrae albümüne ”Tool” prodüksiyonları ile bilinen Joe Barresi ve uzun süre Led Zeppelin’ e destek vermiş George Marino’ nun parmağı dokunmuş. Son derece sıkı sözler, sıkı müzisyenlik ve sıkı kayıt.. Vertebrae albümü için şikayet edilecek yada kötülenecek hiç bir nokta yok. 2008′ in en iyi progresif albümlerinden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

sputnikmusic.com dan çeviridir.
istenmeyen tuy

Bu yazı toplamda 655, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

MOONSPELL-WOLFHEART Albüm İncelemesi

Salı, Eylül 23rd, 2008

      Black metal etkileri taşıyan İlk demo ”Anno Satana” ve mini albüm ”Under The Moonspell” ile 90′lı yılların başında bu müziği sıkı sıkıya takip eden çekirdek kitle, bugüne kadar rock ve metal müzik adına çok fazla şey vermemiş olan ve coğrafi olarak Avrupa’ da yeralan ama sırılsıklam bir latin ülkesi kokan Portekiz’ den yeni bir grubun varlığına tanık oldular. Grubun adı ”Moonspell’ di.

      Moonspell’ in ilk çıkış albümü olan  ”Wolfheart”, grubun müzikal bakışını o dönemlerde değiştirip müziğine daha atmosferik bir hava katması ile gothic müzik sounduna daha yakın ve oldukça karanlık bir albümdür. Bu albüm birçok müzik otoritesince hala en iyi Moonspell albümü olarak kabul edilmektedir.

     Gitar ve klavyenin müziğin içine ustalıkla yerleştirilmiş müthiş uyumu Wolfheart’ un melodilerini daha atmosferik hale getiren en büyük etken. Eşsiz ”Love Crimes” isimli şarkıda Birgit Zacher’ in müthiş bayan vokali, Fernando’nun güçlü vokali ve bilerek yapıp yapmadığına hala emin olamadığım bozuk ingilizce aksağanı bile Wolfheart’ ü bugüne değin dinlediğim en iyi albümlerden biri haline getiriyor.  Okült konularla ve edebiyatla uğraşan Fernando Ribeiro’ nun Müzik uyumlu sözleri de albümün müthiş bir bonusu..

     Fernando Ribeiro önderliğinde grup, bu albümde black ve gothic temaların yanında o güne kadar pek de alışık olunmayan şekilde latin kültürüne özgü bir takım folklorik geçiş ve ritimleri de kullanıyor. Müziğin bu latin ve yer yer doğu kültürüne yakın etnik havası, albümün dengesini bozmayacak şekilde o kadar iyi bir dozda verilmiş ki dinleyen bunu, albümü ancak dikkatli bir şekilde dinlediğinde hissediyor.

     Albümde ”Vampiria”, ”Alma Matter” ve ‘‘Wolfshade” gibi hitlerin yanında ”Love Crimes”, ”An Erothic Alchemy” gibi çok fazla bar ortamlarında çalınmayan ancak bir o kadar güzel çalışmalar da mevcut. introsu Flüt yada benzeri bir enstruman ile yapılmış ve insanı tamamiyle atmosferine çeken ”Trebraruna” isimli enstrumantal çalışma da Wolfheart albümünün vaz geçilmezlerinden.

     Parça yorumlarına teker teker girmek gereksiz çünkü hiç biri diğeri ile kıyaslanamayacak kadar etkili ve güzel.  Black-dark etkileşimli müzikten hoşlanmayanların bile edinip en azından bu türde bu güne kadar yapılmış en güzel albümlerden biri olan bu eseri arşivlerinde bulundurmaları farzdır kanımca.

    Moonspell Wolfheart albümünden sonra yine çok sıkı albümler yapmasına rağmen hiç bir zaman tekrar bu soundu yakalayamadı. Belki de albümü bu kadar özel kılan yanı bir daha tekrar edilememiş olmasıdır. Bunun sebebi grubun satılma çabasıyla daha geniş kitlelere uzanmak çabası olabilir. Bununla birlikte bir çok sanatçı ve müzisyen vizyonuna sahip insanın para kazanıp eserlerini devam ettirebilmesi için ticari kaygılar gütmesi oldukça doğal ve kabul edilebilir. Yine de Moonspell bu piyasanın en özgün ve kaliteli gruplarından biri ve tekrar bir Wolfheart sunamasalar bile bayrağı gayet yukarıda taşıyorlar.

Amazon.com customer reviews’ den çeviridir.

istenmeyen tuy

Bu yazı toplamda 3910, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Burzum - Filosofem Albüm İncelemesi…

Çarşamba, Eylül 10th, 2008

Filosofem, Burzum adı altında Varg Vikernes tarafından kaydedilen son albümdür (1993). Albüm kayıt bittikten 3 yıl sonra satışa sunulmuştur. Filosofem sadece dinlenebilecek bir albüm olmaktan ziyade bir başyapıt, bir deneyim, karanlıkta bir fısıltı ve gecenin ruhuna bir yolculuktur.

Albüm Almanca ”karanlık” anlamına gelen ”Dunkelheit” ile açılıyor.  Dunkelheit, sanki albüme ait olmayıp adeta bir intro ve albüme bir giriş niteliği taşıyor.  Burzum’ un klasik çiğ ve eşsiz soundu dinleyeni hemen alıyor, gecenin karanlığına bırakıyor.

Bu kusursuz intro dinleyiciyi ikinci şarkı olan ve Norveççe ”İsa’ nın ölümü” anlamına gelen ”Jesus’ Tod” a hazırlıyor. Dondurucu atmosfer Jesus’ Tod’ ta da devam ediyor, ancak Varg bu sefer dinleyiciyi bir parça dehşet ve korkuya davet ediyor. Bu korku şarkının mükemmel enerjisinin bir eseri. Kendini tekrarlayarak devam eden davullar ve şarkının müzikal temasını oluşturan keder tek vücut olarak harmanlanıyor.

”Erblicket Die Tochter des Firmaments” (Gökkubbenin kızlarını selamlamak) üçüncü şarkının adı. İkinci şarkıdan daha ağır olmasına rağmen ilkiyle aynı tempoya sahip değil. Acı bu şarkıda daha kuvvetli vurgulanmış, gitarlar daha melodik ve bas hatları kaybolmuş. Albümün geneline hakim olan nefret duygusu biraz azalır gibi görünse de aslında şekil değiştirerek bunalıma ve varlığın verdiği sıkıntılara dönüştüğünü hissedebiliyorsunuz. Varg’ ın vokali bu parçada biraz daha derin ve soft, şarkının devamı ile inanılmaz bir uyum sağlıyor.

Dördüncü şarkı ”Gebrechlichkeit” (zayıflık, düşkünlük) adeta kara bir ağıt gibi… Soğuk ve uzak… Dinleyiciye şarkının arka formunda hissedilen karanlık bir ambians sunuyor. Bu karanlık ambians aynı formda albümün bitimine kadar daha da güçlenerek devam ediyor ve dinleyiciyi kendi atmosferine çekiyor.

”Rundgang um die Transzendentale Saule der Singularitat” (Doğaüstü yalnızlığın temellerinde dolaşmak) albümün beşinci ve en uzun şarkısı. Melodik bir vokal teması olmamasına rağmen şarkının sözleri var ve yarattığı eşsiz atmosfer anlatılamaz dolayısıyla her dinleyicinin kendi zihninde farklı şekillerde belirlemesi için zihinler özgür bırakılmalı.

Albümün son şarkısı ”Gebrechlichkeit II” tamamiyle enstrumantal bir çalışma. Gebrechlichkeit I isimli çalışmayla benzer özellikler gösteriyor ancak gitarlar biraz daha çiğ ve daha az melankolik. Bu iki şarkının arasında dinleyicinin yakalaması gereken ve açıklanamayacak bir bağ var gibi. Gebrechlichkeit, black metal camiası adına fenomen olarak addedilebilecek bir albüm için mukemmel bir bitiş olmuş.

Dinleyicilere albümü daha iyi anlayabilmeleri için sözlerini bulup tercümesini bir köşeye not ederek okuyup anlayarak dinlemelerini tavsiye ederim. Nitekim Varg’ ın eşsiz bir söz yazarı olduğu sözlerde yine kendini hissettiriyor. Sözleri okurken melodiyi dinlermiş gibi hissediyor, bu melodilere de ancak böyle sözler yazılabilir diyorsunuz.

www.blackmetal.com dan çeviridir.

istenmeyen tuy

Bu yazı toplamda 933, bugün ise 2 kez görüntülenmiş